Tuesday, November 28, 2006

time for my great undoing

bugun her harddiskte bulunmasi gereken muzik videolari listeme yeni bisey ekledim. listede 2 video var.
1. the cure - friday im in love. garip bi sekilde mutlu yapiyor insani.
2. nick cave & the bad seeds - straight to you. bu da garip bir sekilde garip yapiyor insani. ayrica 2 gundur loopta donen sarki.



ve dahi





(ac.ye mersi)

Monday, November 27, 2006

songs for a november night

tam zamani.

Sunday, November 26, 2006

efes pilsen ve mutlu noeller



bu ara herkes birbirine "are you going home for christmas?" diye soruyor. ben de evet diyorum ama bir yandan da cok garip geliyor, cunku krismis degil tatile gidiyorum. annemlerle krismisi kutlayip hindi falan yemeyecegiz sokaklar da boyle suslu olmayacak sadece yilbasinda kendimizi eglenmek zorunda hissedecegiz.
cumartesi gunu siniftan 4 kisinin dogumgunu partisine gittim, bir rus barinin alt katini kiralamislar ust katta rus diskotegi alt katta sanat okulu ogrencileri djlik yapiyor. neyse baya bayikti aslinda bir de oturdugum yere cok uzak, kotu muzik az tanidik insanlar.bardaki sise acacagi ise efes pilsen. peki efes var mi diye sordum yokmus.
test tuplerini dusunmeden bir haftasonu gecirdim, bir cocuk aslinda dogru soyledi: hep pojeleri son dakikaya birakip yetismiycek kotu olucak stresi yasiyorum su anda da oyleyim dedim; eger hep boyle oluyorsa endiselenmene gerek yok nasilolsa bir sekilde cozuysun demektir dedi.

bu avrupalilarin iyimserligine hastayim.

Saturday, November 25, 2006

test tupleri



haftaya persembe "work in progress show" var. calistigim platform olarak da u sergi(?)ye yiyecek-icecek tasarlayip; ya da yiyecek-icecekle birsey tasarlayip satacagiz. 1 hafta once verildi poje, bunun yaklasik 1 haftasi artik tasarimi yapmakla gececegini dusunursek zaman biraz kisa. ben kimseyi zehirlemek istemedigim icin tariflerle ugrasma kismina hic girmeyip hazir olan birseyi baska bir sekilde sunmayi deniyorum. projeyi de insanlara anlattikca yaptigim sey daha sacma geliyor kulaga ama sonucta bir yerden 200 tane test tupu siparis etmem icap etti. tipik turk olarak herseyi son dakikaya birakiyorum, heryerin besbucukta kapandigi ve musterilerin hic de onemli olmadigi ulkede siparis vermek ne kadar zor olabilir ki diye dusunup cuma oglen 2de telefon ettim tup toptancisina. saat beste ancak halledebildim, bir suru de para veriyorum, zamaninda elime ulasip ulasmayacagi da muallakta. bunun calisip calismayacagi -tuplerin kirilip kirilmayacagi- yetisip yetismeyecegi - guzel gorunup gorunmeyecegi - en onemlisi insanlarin satin alip almayacaklari hic belli degil.
aman yahu ne stres. bir kere de sevsem yaptigim seyi.

Friday, November 24, 2006

ben eve donmek istiyorum.

surrealizmin cok yanlis bir sekilde yorumanisi

galiba.

http://www.youtube.com/watch?v=MuA8C9mOyNU
evet baya sacma seylere vaktimi harciyorum.

Tuesday, November 21, 2006

buranin kuslari

buranin kuslari sacmasapan saatlerde kafalarina gore otuyorlar. ankarada sabahlarken kuslar otmeye baslayincsa saatin bes-besbucuk oldugunu ve artik yatmam gerektigini anlardim. daha burada kisisel bir saat mefhumu oturtamadim, kuslarin bunda etkisi buyuk.



bak yine otmeye basladilar yahu

Monday, November 20, 2006

colgate beyazlik

dismacunum bitmisti bakkaldan 3lu paket aldim, acaip bir sekilde 3lu paket tek satilanlardan daha ucuzdu.
paketi acarken farkettim yazilar turkce. bu ne hos bir tesaduf.
ayrica dislerimizi zedelemeden beyazlatir.

Sunday, November 19, 2006

staralfur



bugun harika bir sergi degil de enstalasyon diyelime gittim. haerkes have you seen the hotel exhibition diye soruyodu yok nasil diyodum cok guzel cok ilginc diyolardi ben de guney koreli arkadasim diyelim so-hyun'la gittim bugun. buyuk londra oteli gibi kuul bi otelin lobisinde bir sergi bekliyordum: sokakta bir tek hotel diye bir tabela vardi acaba dedik bu mu diye cunku bisey yok baska. kapiyi caldik evet meraba dediler kagit imzalattilar dusersem bundan galeri sorumlu degil diye peki dedik. sanki o anda zaman durmus ve herkesi isinlamislar gibi terkedilmis bir ucuz otel, odalari geziyorsun esyalari karistiriyorsun, nasil bir insan acaba diye dusunuyorsun -bu parasiz bir yeni mezun olmus galiba, talking heads kasetleri beatnik kitaplari. baska bir odada gardrobu karistirirken duvarda bir delik goruyorsun delikten yan odaya gecince bangir bangir rocknroll caliyor kasetten odanin ortasinda yanmis bir motosiklet, koridorlarda yataklar, banyolarda yataklar, daha sonra otelin sonunda bir hangara geliyorsun. kocaman hangarda karavanlar kamyonlar barakalar ve birsuru buzdolabi camasir makinesi, bunlarin hepsi insanlarin yasadigi eski pis dokuntu yerler, mektuplarini okuyorsun buzdolaplarini karistiriyorsun foograflarina kiyafetlerine ugrastiklari islere bakiyorsun. dogu avrupali bir kiz, kamyon arkasinda yasayan 6 erkek, bir dikis atolyesi, bir hirdavat coplugu, bir gizlice el kaideyi destekleyen beyaz esya saticisi (duvarda 11 eylulu destekleyen ikiz kulelere ucak carpmasi kilimi ofisin icinde gardroptan gecilen yanmis motosiklerli odadaki gizli kamerayi gosteren bir ekran) ne oldugunu anlayamadigim muhtemelen komplo teorisyenlerinin burosu.
her sey sanki birkac dakika once oradan cikmislar gibi. her yerde gizli gecitler var yeni yerlere aciliyor orada baska birsey kesfediyorsun.
hicbir yerde reklami olmadigi icin kim yapmis bilemiyorum.

cok acaipti tekrar gitmeliyim- casuslikla masal arasi bir sey.

benim icin mutluluk sarkilardaki dumbelek.

Thursday, November 16, 2006

bu arada


raised on diet of broken biscuits*


*mis-shapes; different class; pulp. 1995.

Welcome back, Monsieur Cocker.

harikulade.



kucukken en sevdigim grup pulp'ti en sevdigim muzisyen de evet evet jarvis cocker'di. "we love life" a kadar yaptklari butun albumleri albumlerdeki butun sarkilari hala ezbere soyleyebilirm - eski synthesizer disko pop keman sarkilari, britpopa kaymaya basladiklari sarkilari, britpopun sozluk anlami siradan insanlar sarkilari, artik yaslaniyorum 33 yasindayim ama olsun sarkilari-. muzigin yanisira anlattiklari hikayeler ve albumlerinin arkasina yazdiklari cumlecikler, jarvis cocker in kadife ceketleri ve gozlukleri, ne kadar guzel sesi, agir kuzey aksani vesaire.
disco 2000'in kollektif anlami da ayri.
3 yil onceydi galiba parkorman konseri jaarviis diye bagiranlardan olmasam da en onlerden izlemistim. o kadar guzel giyinebilir mi bir insan, bir de bu kadar guzel dansedebilir mi?
neyse pulp dagildi jarvis cocker myspace cilginligina katildi soyadini birakip sadece jarvis oldu birkac gun once ilk solo albumunu cikardi sonra burada konser verdi. yeni sarkilarini bilmiyordum, boyle durumlarda herkes cok eglense de konsere bir turlu isinamaz insan ama jarvis ve yeni sarkilari o kadar iyiydi ki- evet uzun zamandir izledigim en iyi konserdi. pulp dagilmis ama kavga etmemisler, birkac sarkiya pulp elemanlari da eslik etti.
kukla gibi dansetti, black magic-disney time-heavy weather ne acaipmis dedirtti, seyirciyle muhabbet etti, sarkilari soylerken kendinden gecti, david bowieden space oddity soyledi.
konser bittikten sonra uzun sure dagilamadi kalabalik mesela birlikte gittigim gallerli (galli? gal?) cocuk ellerini basinin yaninda kavusturmus i want some more come back i want some more diye uzaklara bakiyordu.
velhasil kelam cok guzel zaman gecirtti.

bir sure pulp dinleyecegim galliba.

Tuesday, November 14, 2006

kisayol



atm ile okul arasindaki en kisa yol bir kilisedir.

Friday, November 10, 2006

form follows what?!

manifestomu gutenbergin yaptigi gibi basmam gerektigi icin kisa bir cumle bulmam hayirli oldu. fakat baya zevkli birseymis tipografiden anlayan bir insan olsaydim en mutlu gunum olabilirdi.

Thursday, November 09, 2006

design is bad



cigerlerim icin.

Wednesday, November 08, 2006

manifesto

kendime bir manifesto yazmam gerekiyor. bunun icin on calisma olarak communication designla bir workshop yaptik gecen hafta, bir designproducts-bir communication design ogrencisi birlikte calisti ama sayica fazla oldugumuz icin ben baska bir endustriyel tasarimciyla calistim sonuc biraz sıkıcı oldu. duvara astigimiz manifestomuzsa sadece 9 saat dayanabildi anladigim kadariyla birileri ya cok sacma oldugunu dusunmus ya da cok harika oldugunu dusunmus sonucta alip goturmus.


begendigim islerden birinin 6. maddesi. kendim?

Monday, November 06, 2006

londra hesabim bitmedi seninle

ilim irfan ugruna buraya geleli bir bucuk ay olmus. cok da olmamis aslinda ama sanki daha uzunmus gibi geliyor. hala alisamadim sehre, insanlarin sehirlerle kurduklari illiskiler insanlarla kurduklari iliskilere benziyor galiba; bekledigini bulamayinca -bunu sadece egoist insanlar yapiyor olabilir- tum sucu karsidakine atiyorsun. herseyin suclusu londra. kuzenim new york'ta. sevmedim ben bu sehri yasanmaz burada dedi gecen gun, tam da woody allen'in manhattan'ini izledikten sonra garip duyuldu dedikleri.
mulakat icin gecen mart ayinda geldigimde -hmm burda yasamak beni mutsuz edebilir- diye dusunmeye baslamistim ama artik biraz gecti hersey icin. bir yandan da herkesin -ooo londra harika harika- demesi cok sinir bozucu olabiliyor cunku yalniz olunca nerede oldugun hic farketmiyor.
istanbul senden ocumu alicam! diyen kucuk emrah oldum.



dedigim gibi sehir hic de yardimci olmuyor.

bir de

bulbulu altin kafese koymuslar.

ilk once

arkadasima tesekkur ediyorum.
fotorafin bulanik olmasi da isabet olmus.