Monday, December 25, 2006

simdi farkettim. aslinda dönüyorum demek istedim. ama bir yandan da donuyordum.

ne yani, yalan mi, iyi valla


istanbul.
pitircik
bilinmeyen oykuler 1
fakat ceviren vivet kanetti degil.
son birkac gunki mutluluk sebebi.

Thursday, December 21, 2006

charging

ankara'dayim. cok garip sanki 3 ay degil de 3 gundur yokmusum gibi hersey;
pause dugmesine basip gitmisim.
simdiyse eski-normal halime donuyorum.

Sunday, December 17, 2006

donuyorum

3 Günlük Hava Tahmini

17.12.2006
En Yüksek: 12°C
En Düşük: -3°C

18.12.2006
En Yüksek: 14°C
En Düşük: -1°C

19.12.2006
En Yüksek: 12°C
En Düşük: -1°C

Friday, December 15, 2006

kisilik bozuklugu kaynakli istemdisi isgucu

oturdugum binada bir adet obsesif kompulsif kisilik var. her aksam o gun gelen ve postacinin sadece yigdigi mektuplari daire numarasina gore ayirip diziyor. cok yararli.

firuze

anlat bir zamanlar ne dayanilmaz guzellikte oldugunu.*

*ankara'ya hazirlik sarkilari no.7

Thursday, December 14, 2006

arkandaki nedir


balon. ne guzel sey ucan balon.

Wednesday, December 13, 2006

krismis yemegi


bugun platformun noel yemegi gibi bir organizasyon vardi. 9 ulkeden 9 insan 9 farkli yemek yapti. hayir aslinda 8, ingiliz yemegi yoktu ama hepimiz icin daha iyi oldu bu. saat 4te hazirlamaya basliycaktik, 4bucuk gibi gittigimde sadece 3kisi vardi ama sofra ve sulemler hersey hazirdi, kafamizda komik sapkalarla ince belli cay bardaginda srap icip acikarak bekledik bir sure. bu sirada ince bellicay bardagi buradaki tasarim camiasinda cok populer anladigim kadariyla ama cay sarap bardagi olarak kullaniyorlar, bir-iki yerde daha gordum, pek sevimli gorunuyor sarap kadehinden daha samimi geldi bana ve az sarap aldigi icin de tercih edilebilir. menu soyleydi:

so-hyun (guney koreli) - korean barbecue. bayagi guzel tatlimsi etli noodle.
rodrigo (meksikali) - taco. pek guzel.
greetje (hollandali) - hollandalilarin yemekleri olmadigi icin portakalli salata yapmisti ve de evde pismis kuru uzumlu ekmek
isabel (portekizli) - muhallebi gibi birsey pirincli, aslinda bildiginiz muhallebi.
mario (isvicreli) - fondu. mmm.
gemma (ingiliz) - ekmek getirdi.
simon (alman) -mercimek corbasi. bu alman yemegi mi diye sorunca aslinda turk corbasi dedi. ahah.
ben -patlican salatasi. aman allahim.
yuri (japon) -herkes kimseye soylemedigi malzemeyi koydu bir tencereye onu hasladi, isiklari kapatip herkes kasikladi ne cikarsa bahtina yedi. bana hic sevmedigim sosislerden dustu. iyk. japonlarin eglencesiymis. garip insanlar zaten.

ayakta duramazsiniz oturmak zorunda kalirsiniz ya o kadar cok yedim. ekmek hakkinda eski bir rca ogrencisi sunu anlatmisti: fransizcada arkadas copain demek. yani co-pain. yani ekmegini paylastigin kimse. yemek yemek yakinlastiriyor insanlari bir sekilde.

Tuesday, December 12, 2006

hayir aglamiyorum sogan dogradim



dun hayatimda ilk defa yemek yaptim. carsamba gunu platformun krismis dinner i var, bu ecnebilerin turk yemegi olarak bildikleri bir tek kebap, zeytinyagli birsey yapiym diye dusundum en kolay zeytinyagli olarak fasulyeyi sectik. yemek pisirmek zor olmasa da useniyorum baslamaya, ama bikere baslayinca fena olmuyormus. tarifi harfiyen uyguladim ama olmasi gerekenler olmadi biraz dogaclama takildim. fakat salcayi unuttum. yine de fena olmadi. ama gercekten yemegin salcalisi kadinin kalcalisiymis biraz salca olsa cok daha guzel olurmus.

bugun de patlican salatasi yapmayi denedim ama daha ilk asamada hezimete ugradim. patlicanlari kozleyemedim. disi yumusak oldu harika ama ici tahta gibi sert galiba sorunu buldum ama kisik ateste yapmak gerekli sanirim bense ocagi en yuksege ayarladim patlicanlari da heba ettim.

olsun yemekle birlikte ben de pisecegim.
(kaynakca: mehpare)

Monday, December 11, 2006

my favorite neon sign



alisverisi hep gec saate birakiyorum. yakinda 24 saat acik buyuk bir supermarket var, pazar gunleri ve is cikisi cok kalabalik oluyor saat 11 12den sonra ise bayagi rahat. etrafta cok insan olmuyor, mallar bu saatlerde yerlestiriliyor sanki yanlislikla kapaliyken markete girmissiniz gibi bir sey.

bugun canim sikkindi biraz, anneme uzun uzun sikayet ettim herseyi; cok fena burasi ohoo 2 yil var daha cok fena ne kadar fonksiyonsuz bir insanmisim megerse. sonra supermarkete gittim, ekstradan kirmizi cicekleri olan ne oldugunu bilmedigim bir bitki aldim. galiba bayagi mutsuz gorunuyordum. dergilere bakarken biri kirmizi cicegin ne oldugunu sordu. daha sonra alismak zor oluyor iyi zamanlar da kotu zamanlar oluyor, bazen nefret ediyorsun insanlar ne soguk, kimsenin umrunda degil, daha yalniz olunamaz diye dusunuyorsun ama sonra aldirmamayi ogreniyorsun dedi. 8 yil gecse de hala kotu zamanlar oluyor ama daha farkli karsiliyorsun artik.

herkesin soyledigini bir yabancidan tekrar duymak garip oldu, dogru aslinda ama olsun ben yine de eve donmeyi cok istiyorum su anda. yalniz kirmizi cicege kim su verecek.

one day she'll park the car

ankara'ya donmeme tam olarak 1 hafta kaldi. bayagi seviniyorum ama 2bucuk hafta kalicam sadece sonra buraya geri donmem gerekicek ve biliyorum zaman cok hizli gececek. simdiden bunun icin uzuluyorum. ayrica arabam guzel arabam satildi, tabi ki sacma olurdu ben buradayken onun orada olmasi. yeni sahibinden ona iyi davranmasini ve cok sik yikamamasini (alisik degil) istiyorum.

ankara- sag kaldirima cok rahat parkedebiliyorum. sol kaldirim icinse birkac manevra daha yapmam gerekli. ondeki ve arkadaki arabalara -yavasca- dokunmak serbest tamponlar ne icin var.


berlin-bu araba orada neden duruyor anlamamistim galiba guzel dursun ve insanlar fotograf ceksin diye koymuslar.


londra- south kensington'da bir gelin arabasi olsa gerek.

sacmalama baslangic noktasi- one day she'll park the car. mugison.

Sunday, December 10, 2006

shared experience of subjectivity gained by actually doing something.

lost cekirdek gibi birsey. fakat bitirdim rahatladim. onumuzdeki sezona bakiyoruz.

Friday, December 08, 2006



kantinde garip seyler oluyor.

Tuesday, December 05, 2006

ve de tembellik bir gunah mi?

Monday, December 04, 2006

a walking civil war*



*tonite it shows; deserter's songs; mercury rev. 1998.

Sunday, December 03, 2006

rob hairdo ve bob hairdo



saclarim eskiden bunun gibi birseyken simdi bunun gibi birsey.

pazar sabahi saat 09.04

bugun pazar ve du aksam 5e dogru yatmama ragmen saat 8de kalktim. uzun zamandir ama gercekten yillara tekabul eden cok cok uzun zamandir bu kadar erken kalkmamistim bir pazar sabahi. galiba bir yandan gece gec saatlere kadar ayakta kalmaya benziyor, herkes uyurken sen uyaniksin. (gerci 9 cok erken degil ama olsun)(ne kadar cok fikrim varmis bir saat hakkinda ilginc)
galiba londradaki butun car boot sale noktalarini bilen yuri ile biraz uzakta bir garaj satisina gidecektik. disari ciktim, para cektim, tup istasyonuna kadar yurudum, hava biraz islak ve yagmurluydu; yuri mesaj atti olmayabilir, gelmek istmeyen gelmesin diye. sanki okullar kar tatili olmus gibi sevindim. halbuki ne salaklik gitmek istemiyorsan gitme degil mi.

erken bir kahvalti kahve yerine cay biraz andrew bird biraz lost biraz daha uyku.

Friday, December 01, 2006

work in progress




dun baya uzun zamandir calistigim work in progress show u vardi. aman allahim yetismeyecek yetismeyecek derken acilisa tam 5 dakika kala hersey hazir oldu. sergi aclisina hazirlanmak cok stresli ama bir yandan da cok eglenceli o yuzden ne kadar stres yaparsan yap biraz zevk aliyorsun bundan. herkes kosturuyor merdivenlerin alindan gecmemeye dikkat ediyorsun bir de nedense mutemadiyen matkap ariyorsun.
fotograf cekemedim daha makinada yer kalmamis yarin cekicem umarim.
projem nasil bilemiyorum ama huysuz tasarimci jurgen bey durup dururken cok guzel gorunuyor cok iyi olmus dedi, bu biraz hosuma gitt.